Mehmet Zahid Kotku Biyografisi
Gümüşhânevî Dergâhı şeyhi Mustafa Feyzi Efendinin önde gelen talebelerinden. İsmi Mehmed Zâhid, soyismi Kotku`dur. Hoca Efendi lakabıyla da tanınmıştır. Babası İbrâhim Efendi, annesi Sâbire Hanımdır. 1897 (H.1315) senesinde Bursa`da doğdu. 1980 (H.1401) senesinde İstanbul`da vefât etti. Kabri, SüleymâniyeCâmii hazîresindedir.
Âilesi Şirvân`a bağlı, eski bir hanlık merkezi olan Nuha`dandır. Kafkasya`da bir dağ eteğinde bulunan ve ipekçiliği ile meşhûr olan bu yöreden Osmanlı-Rus Harbi sırasında Anadolu`ya gelen âilesi, Bursa`ya yerleşti. Babası İbrâhim Efendi, Bursa Hamzabey Medresesinde tahsîlini tamamlayıp, çeşitli câmi ve mescidlerde imâmlık yaptı. Bu sırada Bursa Kaleiçi Filiböz Mahallesi TürkmenzâdeÇıkmazındaki evlerinde Mehmed Zâhid Efendi dünyâya geldi.Mehmed Zâhid Efendi üç yaşındayken annesi Sâbire Hanım vefât etti. Babası İbrâhim Efendi,Dağıstan muhâcirlerinden Fâtıma Hanımla ikinci evliliğini yaptı.
Mehmed Zâhid Efendi ilk tahsîlini Bursa Oruçbey İbtidâîsinde yaptı. Orta öğrenimini ise Maksemİdâdîsi ve BursaSanâyi-i Nefîse Mektebinde gördü. O sıralarda patlak veren Birinci Dünyâ Harbi sebebiyle on sekiz yaşındayken askere çağırıldı. Senelerce askerlik yaptı. Çok tehlikeli günler geçirdi.Hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye`den çekilmesi üzerine binbir güçlükle İstanbul`a dönebildi. Yirmi beşinci Kıt`a Şûbe Yazıcılığı vazîfesiyle askerliğe devâm etti. Askerlik vazîfesi sebebiyle İstanbul`da kaldığı müddet içinde çeşitli dînî toplantılara, özel derslere ve câmilerdeki vâzlara devâm etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendinin sohbetlerine devâm etti.
Bir Cumâ namazını Ayasofya Câmiinde kıldıktan sonra, Vilâyet karşısındaki Fatma Sultan Câmii yanında bulunan Gümüşhânevî Dergâhına gitti. DağıstanlıŞeyh Ömer Ziyâüddîn Efendiye intisâb edip, talebe oldu. Onun sohbet ve derslerinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Ömer Ziyâüddîn Efendinin vefâtı üzerine, yerine geçen Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendinin sohbetlerine devâm etti. Tasavvuf yolundaki vazîfesini tamamlayıp, hilâfet aldı. Râmûzü`l-Ehâdîs, Hizb-i A`zam, Delâil-i Hayrât ve Kasîde-i Bürde okutmak üzere icâzet, diploma aldı. Bu arada Bâyezîd, Fâtih ve Ayasofya Câmii ve medreselerindeki derslere devâm etti. Bu sırada hâfızlığını tamamladı.Ayrıca Hacı Hasîb Efendiden kırâat ilmi ve fıkıh icâzeti aldı. Hocasının işâreti üzerine çeşitli kasaba ve köylere giderek İmâm-Hatiplik yaptı ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı.
Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonraBursa`ya dönen Mehmed Zâhid Efendi, 1929 senesinde babası İbrâhim Efendinin vefâtından sonra onun yerine Bursa`nın İzvat köyünde İmâm-Hatiplik vazîfesine başladı. On beş yıl kadar süren bu vazîfeden sonra, Bursa il merkezindeki Üftâde Câmii Şerîfi İmâm-Hatipliğine tâyin edildi.Kaleiçi`ndeki baba evine yerleşti. 1945-1952 yılları arasında buradaki vazîfesine devâm etti. 1952 senesi Aralık ayındaGümüşhânevî Dergâhı postnîşini ve eski dergâh arkadaşı Kazanlı Abdülazîz Bekkîne`nin vefâtı üzerine talebelerinin ve sevenlerinin ısrarlı dâvetleriyle İstanbul`a taşındı. Fâtih Zeyrek`teki Çivizâde Câmii İmâm-Hatipliğine tâyin edildi. Bir ara yine Zeyrek`teki Ümmügülsüm Mescidinde İmâm-Hatiplik yaptı.Ekim 1958 târihinde Fâtih İskenderpaşa Câmiine naklolunarak vefâtına kadar bu vazîfede kaldı.
Gerek Bursa`da gerekse İstanbul`da bulunduğu sırada etrâfında toplananlara vâz ve nasîhat ederek yol göstermeye çalıştı. Pazar günleri ikindi namazlarını tâkiben devamlı ders verirdi. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin derlediği Râmûzü`l-Ehâdis isimli hadîs-i şerîf kitabını okuyup açıklardı. Selâmlaşmanın önemiyle ilgili; “Selâmı yayınız.” hadîs-i şerîfini açıklarken: “Selâm sâdece iyi dilek ve temennîlerin sözle ifâde edilmesinden ibâret kuru bir görev değildir. Gerçekte selâm, yolda karşılaştığımız bir kardeşimizin ihtiyâcının var olup olmadığını, varsa bizimle giderilebilecek bir tarafının bulunup bulunmadığını, öğrenip elimizden geleni yaptıktan sonra yola devâm edip gitmektir.” buyurdu.
Müslümanların birlik ve berâberlik içinde bulunmaları gerektiğini açıklarken de şöyle buyurdu: “Görmez misin ki, yağmur ne kadar çok yağarsa yağsın, tânecikleri hemen birleşir, toplanırlar. Derken dereler, nehirler meydana gelir. Netîcede bunlar barajları doldurur. Enerji santrallerini işletir, arâziyi sular, şehirlerin elektriğini temin ederler. Bu nîmet sâyesinde insanlar rahata kavuşur, işleri kolaylaşır. Bu ne büyük bahtiyarlıktır. Bundan ibret almalı, birlik ve berâberliğimizi temine çalışmalıyız. Tek tek hareket edersek, hepimiz helâk oluruz. Ne kadar dindâr olursan ol, birlik ve berâberliği her işin üstünde tutmadıkça, herkes kendi başına buyruk hareket ettikçe bir yere varılmaz.” diyerek müslümanların her iş ve hareketlerinde tek yürek, tek kuvvet olması gerektiğine işâret etti.
Son yıllarını rahatsızlıklar içinde geçiren Mehmed Zâhid Efendi, şiddetli ağrılarına rağmen sohbetlerine devâm etti. 1979 senesi yazında uzunca bir süre kalmak niyetiyle gittiği Hicaz`dan 1980 senesi Şubat ayında ağır hasta olarak döndü. Mart 1980`de ameliyat edildi. Ameliyattan sonra tedrici olarak düzeldi. Hattâ 1980 Ramazan orucunu aksatmadan tuttu. Terâvih namazını hatimle kılıp, vâzlarına devâm etti.Hac mevsimi gelince, hac vazîfesini yerine getirmek üzere mübârek topraklara gitti. Fakat hastalığı tekrar nüksetti. Hac vazîfesini güçlükle îfâ edip, sevgili Peygamberimizin kabr-i şerîfini ziyâret ettikten sonra Kasım 1980`de ağır hasta olarak İstanbul`a döndü.Dönüşünden bir hafta sonra 13 Kasım 1980 (Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yakın vefât etti.Cenâzesi 14 Kasım Cumâ günü İstanbul Süleymâniye Câmiinde Hacı Mahmûd Efendi tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul Süleymâniye Câmii hazîresinde hocalarının yanına defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.
Mehmed Zâhid Efendi; güler yüzlü, sevimli bir zâttı. Mütevâzî, azîm sâhibi, hiç kimsenin gönlünü kırmamaya önem verirdi. Tanıdığına, tanımadığına selâm verir, güler yüz gösterir, gönüllerini alırdı. Hâfızası kuvvetli, konuşması samîmî idi. Çoğu zaman halk telaffuzu ile konuşur, karşısındakine konuşma fırsatı verirdi. Kimseden doğrudan doğruya bir şeyi istemez, kapalı sözlerle ifâde ederdi. Anlaşılmazsa sabrederdi. Hiçbir zaman şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ve makâmını büyük bir mahâret ve tevâzû ile gizlerdi. Gece ve sabah ibâdetlerine riâyet eder, talebelerini de buna teşvik ederdi.
Hayâtı boyunca pekçok talebe yetiştiren Mehmed Zâhid Efendinin beş ciltlik Tasavvufî Ahlâk adlı eseriyle Duâ Mecmuası, Cennet Yolları ve Müminlere Vâzlar isimli eserleri vardır. Hazırladığı fakat henüz basılmamış olan başka eserleri de vardır.
1) Râmûzü`l-Ehâdîs Tercümesi Önsözü
2) Cihâd Önderleri; s.213
3) İslâm Dergisi; c.5, sayı 51, s.28
Bu konu hakkındaki görüşünüzü alalım... ;)
Siz de bu yazıya ek olarak Mehmet Zahid Kotku Biyografisi neye denir nedir ne değildir ile ilgili tanımı anlamı bilgisi Mehmet Zahid Kotku Biyografisi hayat hikayesi hayatı fotoğrafları eserleri belgeselleri videoları biyografi yazıları indir oku nelerdir resimleri Mehmet Zahid Kotku Biyografisi ne demektir hakkında bilgileri nasıl nerden bulabiliriz diyorsanız, bu konu hakkında üye olmadan yorum yapıp, konuyla alakalı bedava indirme, download linkleri ve siteleri verebilirsiniz.
7 Yorum
Nakşi Tarikatı Gümüşhanevi Dergahı Silsile-i Şerif
01- Hazret-i Muhammed Mustafâ SAS
02- Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddîk RA
03- Hazret-i Selmân-ı Fârisî RA
04- Hazret-i Kâsım İbn-i Muhammed Rh.A Hazretleri
05- Câfer-i Sâdık Rh.A Hazretleri
06- Bâyezîd-i Bistâmî Rh.A Hazretleri
07- Ebu’l-Hasan-ı Harkânî Rh.A Hazretleri
08- Ebû Aliyyini’l Fârmedî Rh.A Hazretleri
09- Yûsuf Hemedânî Rh.A Hazretleri
10- Abdülhâlık-ı Gucdüvânî Rh.A Hazretleri
11- Ârif-i Revgirî Rh.A Hazretleri
12- Mahmûd İncir-i Fağnevî Rh.A Hazretleri
13- Ali-i Râmitenî Rh.A Hazretleri
14- Muhammed Baba es-Semmâsî Rh.A Hazretleri
15- Emir Külâl Rh.A Hazretleri
16- Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî Rh.A Hazretleri
17- Alâeddîn Attâr Rh.A Hazretleri
18- Yâkûb-u Çerhî Rh.A Hazretleri
19- Ubeydullah-ı Ahrâr Rh.A Hazretleri
20- Muhammed Zâhid Parsâ Rh.A Hazretleri
21- Muhammed Derviş Rh.A Hazretleri
22- Hâcegî Muhammed Emkenekî Rh.A Hazretleri
23- Muhammed Bâki Billah Rh.A Hazretleri
24- İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fâruk Serhendî Rh.A Hazretleri
25- Muhammed Ma’sûm Serhendî Rh.A Hazretleri
26- Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri
27- Nur Muhammed Bedvânî Rh.A Hazretleri
28- Şemseddin Cân-ı Cânân Mazhâr Rh.A Hazretleri
29- Abdullah ed-Dehlevî Rh.A Hazretleri
30- Mevlânâ Hàlid-i Bağdâdî Rh.A Hazretleri
31- Ahmed İbn-i Süleyman el-Ervâdî Rh.A Hazretleri
32- Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî Rh.A Hazretleri
33- Kastamonu’lu Hasan Hilmi Rh.A Hazretleri
34- Safranbolulu İsmâil Necâti Rh.A Hazretleri
35- Ömer Ziyâüddîn-i Dağıstânî Rh.A Hazretleri
36- Tekirdağlı Mustafa Feyzi Rh.A Hazretleri
37- Hacı Hasib Efendi Rh.A Hazretleri
38- Abdülaziz Bekkine Rh.A Hazretleri
39- Mehmed Zâhid Kotku Rh.A Hazretleri
40- Mahmûd Es’ad Coşan Rh.A Hazretleri
41- Halid Yaşar Mutlu Hazretleri
Nakşibendi Tarikatı, Halidi Kolu, Gümüşhanevi Dergahı Son Halka Şeyhi, Halid Yaşar Mutlu Efendi hz.leri
1957 Yılında Sandıklı’da dünyaya geldi. 1977 yılında askere alındı. 1979 yılında Sandıklı Belediyesinde çalışmaya başladı. 1980 yılının ilk aylarında belediyedeki işinden ayrılarak mesleğiyle alakalı dükkan açtı. Bu dükkanda elektrik malzemesi satışı ve tesisat işleri yaptı. 1986 yılında rüyada bir zat görür bu zat Mehmet Zahid Kotku (ks) dır. Kimdir nerede oturur araştırır ve altı sene önce vefat ettiğini öğrenir. Dolayısı ile Mahmut Esad Coşan (ks) tanır ve biat eder. Esad Efendiyle ilk karşılaştığında sorar. Adıın ne? Yaşar Mutlu efendim der. Bundan sonra Adın Halid Yaşar olsun der o günden sonra Halid Yaşar olarak anılır. Aynı yıl beş arkadaşı ile konuşur gelin beraber dinimizi öğrenelim ve yaşamaya çalışalım diye.
O güne kadar boş vakitlerini kahvehanelerde geçirirlerdi. Arkadaşları kabul ederler ama nasılnerede.kimde? öğreniriz sorusu çıkar. Sandıklıda bulunan çok eski viran olmuş bir Tekke var orayı yeniden yapalım Allah birde hoca verir der. Eski Tekke binasına bakıp gelirken karşılarına Emekli imam Mehmet Atasoy gelir zaten yakinen tanıdığı Mehmet hocaya derki Hocam biz seni arıyoruz. Mehmet Atasoy hoca hayırdır. Hocam sen emekli hocasın biz sana talebe elif den başlayarak bize kiabımızı ve Dinimizi öğret sana düzenli belli bir miktar ücret ödeyeceğiz der. Mehmet Atasoy hoca efendi tamam kabul ediyorum yalnız ücreti yani parayı kabul etmiyorum der. Halbuki Mehmet hoca efendinin emekli maşından başka geliride yok maddi sıkıntı çekdiğide oluyor. Buna rağmen ücret kabul etmiyor. Yıllaca Mehmet hoca efendiden istifade edilir sözkonusu Tekke binası hala müslümanlara hizmet veriyor.
”Mehmet Atasoy Hoca Efendi1999 ylında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet eylesin.
Peygamber efendimizin yanında buluşmak nasip eylesin.” 1988 yınında Sandıklıda talebe faliyetlerine başlar 1990 yında Sandıklı Ekspres gazetesini çıkarır 1993 yılında İpekyolu adında bir Radyo yayın hayatına başlatır 1996 yılında mahkeme karaı ile kaptılır bütün malzemeleri müsadere edilir. Bu yüzden bir müddet medereseyi yusufiyede kalır. Bütün bu hizmetleri kendi imkanları ile yapmıştır hiç bir kişi ve kuruluştan maddi yardım almamıştır. Mart 1999 yılında yurtdışında bulunan Mahmut Esad Coşan’dan (ks) bir telefon gelir İstanbula gitmesini ister şunu şöyle yap bunu böyle yap diye söyler emri üzere ertesi gün istanbula gider. Bazı sıkıntılı günler yaşar bu sürec sonu 4 Şubat 2001 gelir Mahmut Esad Coşan (ks) Nakişbendiyye Tarikatını Halidiyye kolulununGümüşhanevî Dergâhı’ı olrak bilinen Mahmut Esad Coşanın verdiği icazet ile Halid Yaşar Tasavvuf faaliyliyetlerini sürdürüyor. İstanbulda ikametetmekte.
SAHTE ŞEYH HALİD YAŞAR MUTLU
GERÇEK ŞEYH AHMET HALİD EFENDİ
1959 yılında Sandıklı’da dünyaya geldi. 1979 yılında askere alındı. Sonra mesleğiyle alakalı dükkan açtı. Bu dükkanda köftecilik, ayakkabı tamirciliği ve berberlik satışı ve dişçilik işleri yaptı. 1989yılında rüyada bir zat görür bu zat Halid yaşar Mutlu dur. Kimdir nerede oturur araştırır ve Ece mahallesinde oturduğunu öğrenir. Dolayısı ile Yaşar Mutlu hazretlerini tanır ve biat eder. Yaşar Efendiyle ilk karşılaştığında sorar. Adıın ne? Ahmet efendim der. Bundan sonra Adın Ahmet Halid olsun der o günden sonra Ahmet Halid Efendi olarak anılır. Aynı yıl Yaşar mutlu ve ahmet halid diğer 3 arkadaşı ile konuşur gelin beraber dinimizi öğrenelim ve yaşamaya çalışalım diye.
O güne kadar boş vakitlerini kahvehanelerde okey oynayarak geçirirlerdi. Arkadaşları kabul ederler ama nasıl,nerede.kimde? öğreniriz sorusu çıkar. Sandıklıda bulunan çok eski viran olmuş bir Tekke var orayı yeniden yapalım ALLAH birde hoca verir der. Eski Tekke binasına bakıp gelirken karşılarına Emekli imam Mehmet Atasoy gelir zaten yakinen tanıdığı Mehmet hocaya derlerki Hocam biz seni arıyoruz. Yıllaca Mehmet hoca efendiden istifade edilir.
”Mehmet Atasoy Hoca Efendi1999 ylında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. ALLAH rahmet eylesin.
Beraber 5 arkadaş ilmihal bilgilerini okurlar. Yaşar Mutlu elif harfini ancak bir senede öğrenir. Ama Ahmet halid efendi ayrıca cami kuran kursuna gider mızraklı ilmihal ve karbaş tecvidi dersi alır. Yaşar Mutlu 1996 yılında hapse girince bütün işler Ahmet halid Efendiye kalır. Tek başına bütün cemaatle ilgilenir onları irşad vazifesine devam eder. Yaşar Mutlu Sandıklıdaki yüz kızartıcı işleri dolayısıyla terketmek zorunda kalır.
Yaşar mutlu 1997 yılında Denizliye müftü olarak atanır. Oradanda istanbula postnişin olarak tayini çıkar. Ahmet halid ise Sandıklıda ilim ve irfan çalışmalrını sürdürür.
Ahmet halid efendiye Mart 2006 yılında İstanbul’da bulunan Yaşar Mutlu efendiden bir telefon gelir İstanbula gitmesini ister şunu şöyle yap bunu böyle yap diye söyler emri üzere ertesi gün istanbula gider. Yaşar Mutlu efendi postnişinlik görevini Ahmet halid efendiye devretmek istediğini, kendisinin yakında emekliye ayrılacağını bildirir. Ahmet halid efendi Sandıklı ya döner ve devir hazırlıklarını yapar. 2007 devir teslim töreni sonrası Ahmet halid efendi Halidiyye kolulunun,Gümüşhanevî Dergâhı’ı olrak bilinen, Yaşar Mutlunun verdiği icazet ile Tasavvuf faaliyliyetlerini sürdürüyor. Sandıklı ve Denizlide ikametetmekte.
[
SİLSİLE
41-HALİD YAŞAR MUTLU Efendi (emekli şeyh)
42-Ahmet Halid Efendi Hazretleri (Son Şeyh)
Ahmet halİd efendİ İcazetnamesİ
HİLAFET İCAZETNAMESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ALLAH celle ve Alaya ulaştıran ilimler riyazatlar gülistanında, süluk edip faydalı hale gelen, ayrıca halvet, celvet ve uzlet yapan, Es seyyid, El hafız Sandıklı lı Ahmet Halid efendi sırları gizleyenler Topluluguna girdi. Ayrıca insler, cinler ve ruhlar alemininde hakimi oldu.
ALLAH celle ve ala kendisine güçlükleri kolaylaştırdı.Kalbi ALLAH celle ve alaya cezb oldu. İştigali Zikrullah oldu.
Yüksek makam sahibi mürşidim Adil can ve fatih Makas Efendimizin bu fakir’e izin verdigi gibi, …..Ahmet Halid efendi Nakşibediye yolunda isteklilerin terbiyesi için izin verildi.
Yolumuz Şeriat-ı garradır. Şeriat’a muhalefet etmedikçe,Kabul’u kabulumdur, Reddi reddimdir ,eli elimdir
Yardımı yardımımdır.
Sana ve kardeşlerime nasiyatımdır;
Herşeye başlarken Besmeleyi ve Cenab-ı Hak’ka hamdü senayı ve Peygamber Efedimize selat-ü selamı
dilinizden bırakmayın, gönlünüzden çıkarmayın.
Daima tahsil-i ilim üzere olun. Fıkıh ilmine diğer ilimlerden fazla önem verin
Birbirinize arka çevirmeyin, buğuz etmeyin,ayrılmayın. Ayımak isteyenlere fırsat vermeyin.
Ayırmak isteyenler en yakınınız hatta evlatlarınız bile olabilir.
Büyük ve küçük bilumum günahlardan son derece sakının. Kalbe Masivayı koymayın.
Ümmet’in saadet ve selamet-i için siyaseti sağlam ve dürüst yapın.
Hiç bir şeye hiç bir zaman zulüm etmeyin.Mazluma yardımcı olun.
Takvayı kendinize şiar edinin.
ALLAH’a tevekkülü ehli sünnet ve cemaat görüşlerine uygun olarak itikatları tahsihi,
”Ey iman edenler! ALLAH’dan korkun ve doğrularla beraber olun” Tevbe 119
Ve sallahu ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmayin Velhamdü lillahi Rabbil alemin.
Emekli Postnişin
Halid yaşar Mutlu
Ey birader dinle beni hele bana bir bak
Kimdedir nur kimdedir zulmet bunu anla hak
Hakkı görüp uymaz isen eğer ki doğruya
Geç olurda bir gün kafan eder seninde tak
Tutar isen sende hakkı dünya ve ukbada
Elbet yüzün olur seninde kamer gibi ak
Var ise gönül sende tut gönlünü şeyhime
Görürsün elbet sende ama önce sen bir bak
Yoksa gönlün şayet eğer ebu cehil isen
Gönlün kara elbet sahtedir demeyi bırak
Şeyhim gibi mürşidleri bilip uymaz isen
Kimde kabahat olursun elbet haktan ırak
Şeyhim Halid Yaşar bil ki fil hakika mürşid
Etme iftira ki bu sözden gayriyle nahak
Ne ise Muhammed Zahid aynıdır şeyhim bil
Anlayıp bildim bu dünyada gelmeden firak
Bil şeyhim halifesi Mahmud Es’ad Coşan’ın
Bunu bilip yakinle söylerim sana ancak
Şeyhimi hak bilenlere himmetiyle olur
Firdevs cenneti ki dareynde elbette durak
Hakkı gör hakka uy ki batıla meyil neden
Diyorsan maksad rızayı ilahiyeyi hak
Benim adım Fatih veririm yoluna başın
Sadık isen gel sen bunu bil bilene sorak
Ehli Hak kıymetini bilmeyen nadana yuh
Takdir nedir bilmeyen müfteri aduya yuh
Ehli irşad kim diye araştırıp bulmayan
Şeyhi hak bilip hem kibrinden uymayana yuh
Şeyhim Halid Yaşar’ın kıymetin bilmediler
Bilmeyipte şeyhime yalancı diyene yuh
İblis bildi Allahı tanımadı Ademi
Ademi tanımayan İblis-i laine yuh
Yahud bildi Musayı tanımadı İsayı
İsayı tanımayan Yahudum diyene yuh
Nasran bildi İsayı tanımadı Ahmed’i
Ahmed’i tanımayan Nasranım diyene yuh
Zahid’i tanıyıpta Esad’ı tanımayan
Bu gibi hasirine olara uyana yuh
Esad’ın özün gören tanıdı hem Yaşar’ı
Yaşar’ı tanımayan dervişim diyene yuh
Fitne bir elektir ki ayırır has olanı
Bu elekten has olarak ayrılmayana yuh
Şeyhim Halid Yaşar’ı tanımayıp bilmeyip
Kuduz hayvanlar gibi havlayan köpeğe yuh
Hoşafın lezzetini ne bilsin eşek olan
Güle bülbül olmayan gaglayan kargaya yuh
Doğruyu aramayan arayıpta bulmayan
Bu kadarcık gayreti olmayan atıla yuh
Kim müteşeyyih bilip aleni söylemeyen
Menfaatinden sebep gizleyen kafire yuh
Din adamıyım deyip Hak’a düşman olana
İnsanları yalana sürükleyen dalle yuh
Yuh o müteşeyyihe hem ona uyanlara
Onlara buğz etmeyen islamım diyene yuh
Yaşar’ın aşkı ile yanıpta kül olmayan
Dervişiyim diyen bu pürhata Fatih’e yuh
ŞEYH HALİD YAŞAR MUTLU Bazı forumlara şeyh olarak eklenen Yaşar Mutlu bizim Sandıklı’dan yakın arkadaşımız olur. Burada meczub Yaşar olarak bilinir, elektrikçi çıraklığı yapar ve komik hareketleri ile bizleri güldürürdü. 1985 1990 yıllarında bir cemaat ile bir partiye gelip gitmeye başladı ancak uygunsuz hareketleri nedeniyle dışlandı. Yaptığı tesisatlarda kısa sürede arıza yapınca Sandıklıda kimse iş vermez oldu. Oda karısıyla 2 çocuğunu, geride bir yığın borcunu bırakıp Denizliye göç etti. Denizli’de cemaata yaklaşıp sakal bırakarak kendini tayin bekleyen müftü olarak tanıttı. Bekar olduğunuda özellikle söyledi. Dul bir kadının evine iç güveysi olarak girdi, 2 sene durumu idare etti. Hatta karısının kardeşlerinden maddi yardım aldı. Bir gün işim var deyip Sandıklı’ya gidince Denizlideki karısı bu durumdan şüphelenerek arkasından gider. Sandıklı da Karacaören köyünde müftü Yaşarı aramayı başlar. Onlarda bizde müftü yok ama elektrikçi Yaşar var deyip bahçeye götürürler. Yaşar o sırada ilk karısıyla meyve toplamaktadır. Birbirinden habersiz iki kadın karşılaşınca kıyamet kopar. Kavga büyür. Yaşar ilk karımdan boşanacaktım kem küm ederek işi pişkinliğe vurur. Denizli li karısı ikna olmuş görünerek onu geri çağırır. Bu arada kardeşlerine haber verir. Yaşar bu işten sıyrıldım diye sevinçle Denizliye gider ve kapıyı çalar. İçeri girince ne görsün eli sopalı 5-6 erkek onu beklemektedir. Dayak faslı korkunç olur. Kemikleri kırılıncaya kadar dövülür ve bayılınca sokağa atılır. Sargılar içinde hastanede uzun süre tedavi görür. Bu arada iki karısıda kendisini terk etmiştir. Bunalıma giren Yaşar yarım olan aklını burada yitirir. Biyografisinde sıkıntılı günler yaşadım dediği vakit bu tarihlere rast gelmektedir. Ancak bu husus biyografisinde es geçilmiş ve hiç değinilmemiştir. Sandıklı ya geri dönünce herkes kendisini tebrik eder ve bu işi bizede öğret derler. Çünkü 2 sene boyunca hiç çalışmadan geçinmek ve 2 hanımı birden idare etmek herkesin harcı değildir. Sandıklı da birde üçkağıtçı ve dolandırıcı ünvanları eklenince fazla kalamaz. İstanbula göç eder. Orada da aynı yöntemle 2 kadının evine yerleşir ama foyası ortaya çıkınca kovulur. Bu kadınlardan da çocuğu olduğu bilinmektedir. En son aynı yöntemle Anadolu yakasına yerleşir. Bunlara inanmayan varsa sandıklı da herhangi bir din görevlisine sorup gerçeği öğrenebilirler. Bu arada Sandıklı daki kızı başkalarının yardımıyla evlendirilir, oğlu ise babasız ve ezik büyümek zorunda kalır. Rahmetli Esat Hocaya ait forumların altına bazı kişiler tarafından eklenti yapılarak 41. sıradan şeyh olarak lanse edilmeye başlanmıştır. Bizim Yaşarı şeyh falan diye gaza getirip bazı planlar kuranların olduğu tesbit edilmiştir. Esat Hocanın ağzından sahte bir icazetname uydurulmuş olup, ikinci sahte şeyh ALİ Kalkancı vakası yaşanmak üzeredir. Yaşarın hiç ilmi olmadığı gibi 5 dakikalık sohbet dahi yapacak güçte değildir. Kendisiyle konuşmanızın 2. dakikasında onu çözersiniz. Güzel ilçemiz Sandıklı nın isminin böyle bir vahim durum için kullanılmasını kimse istemez. Buradaki kişiler olaya şaka gibi bakıp Yaşarı önemsemiyor ama saf insanlarımızın kafasında soru işaretleri oluşuyor. Bu sitelerin yöneticileri olayı ciddiye alın ve araştırın. Yaşar Mutlu ile irtibata geçin ve kendisini dinleyin. Bu sitelere yazılan sahte icazetnameyi sorun. Aksi takdirde hem manevi olarak hemde yasal olarak sorumlu olabilirsiniz. Bizden uyarması. Allah herkese akıl fikir versin. Cahille alim, deliyle veli birbirine çok çabuk karışabiliyor. SANDIKLI DAN YAKIN TANIYANLAR…..
Bir avuç insan; mensubiyet iddia ettiği dergahına, ecdadına, inancına ters düşmüş bir avuç izansız mürid-i mürted, müteşeyih ve yardakçıları ve tabileri bir kaşık suda fırtına koparıp, büyük gerçekleri çarpıtıp efkâr-ı umûmiyeyi şaşırtabiliyor.
Dergahımızın başına çöreklenmiş bazı mana yolu teröristlerinin ellerinde büyük malî imkânlar, geniş propaganda vasıtaları var; doğruyu eğri, eğriyi doğru; iyiyi kötü, kötüyü iyi gösterebiliyorlar. Gerçeği araştırmayan veya gerçeği bildiği halde menfaatleri icabı zalimlerin tarafında olan veya gerçeği göremeyen cahil kitle bunlara kapılıyor, gerçeği görenler ise biraz hayret, biraz da ibretle onları seyrediyor, âkıbetlerini gözlüyor, küskün ve suskun duruyor. Biz işin iç yüzünü bilen, gerçeği gören ihvanlar olarak susmamalıyız. Hakkın ve hayrın söylenmesi gerektiği zaman susmak büyük günahtır; emr-i mâruf ve nehy-i münker dinimizin en önemli farzlarından, bizim en mühim görevlerimizden biridir. Bir de biz konuşmaya başlasak, herkes hangi fikrin ekseriyette olduğunu anlayacak; kötü niyetli ve çarpık zihniyetliler, bu muhteşem kalabalıktan ürkecek, korkup sinecek; olaylardan üzgün dergahı ve dergah hizmetlerini savunma azminden yese düşmüş hayırhah kişilerin yüzü gülecek, canlarına can katılacak.
Kendi öz İslâmî görüşümüzü açıklamaktan, müteşeyyih Nurettin Coşan’a ve tabilerine ve hatta Nurettin Coşan’ın bu hale gelmesine sebep olan menfaatperest Osman Başpehlivan gibi saldırganlara ilmin, mantığın, imanın yolunu göstermekten –Allah aşkına– bir an bile geri durmayınız; çünkü bu da İslâmî cihadın en asil cephelerinden biridir.
Şurası muhakkak ki bu hayati konuda yani dergahımız üzerinde oynanan oyunlar, şeyh olmadığı halde şeyhliğini ilan edenler ve menfaatleri gereği bu sahtekarlığı ve yalanı devam ettirenler, sen yanlış yapıyorsun, zalimsin demeyenlere karşı çok daha müessir müeyyideler ve tedbirler almak, çareler bulmak gerekiyor. Çünkü kötülüğü sözle tenkit yeterli değildir, fiilî önlemlere ihtiyaç vardır; bal bal demekle ağız tatlı olmaz, iyi şeyleri temennî etmek yeterli değildir, pratik ve sonuç alıcı hamlelere girişmek, iyi çözümü her ne pahasına olursa olsun uygulamak şart olmaktadır.
O halde Müteşeyyih Nurettin Coşan’a ve yandaşlarına hesap sorunuz. Unutmayınız ki onlar sizin siz zalimsiniz yalan söylüyorsunuz dememeniz sebebiyle zulumlerini devam ettirip geliştiriyorlar.
İşin asıl kaynağı, hakikî imanın, güzel ahlâkın, tasavvuf hayatının, nefis mücahedesinin, Allah korkusunun, mesuliyet duygusunun yokluğudur.
Mahmud Es’ad efendimiz hz.lerinin hakiki halifesi ve dergahımızın postnişini Halid Yaşar efendi hz.lerini biliniz, bulunuz, seviniz ve dergah hizmetlerinin gelişmesine maddeten ve mânen yardımcı olunuz; çünkü Allah yolunda cihadın en mühim dallarından biri de budur.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Dergahımızın başına üşüşen fitneleri görüp üzülüyoruz. Fitnelerin çokluğu ortada; ya anlayışsız dostlara (!) ne demeli! Bir de “Ben dervişim” dediği halde, müteşeyyih safında yer alan, makam-ı irşadın hakiki sahiplerine onlarla birlikte cephe alan, onları arkadan hançerleyenler var. Şu fâni dünyanın birkaç günlük sefasına, muvakkat ikbaline, düşmanların onlara sağladığı birkaç hasis menfaate aldanıp, âhiretlerini mahvediyorlar.
“Ticaretleri kendilerine hiç de kâr getirmedi.”
Mu’în-i zâlimin, dünyâda erbâb-ı denâetdir
Köpekdir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetden.
Yeis yok, oturup ağlayacak değiliz. Bu ilahî bir kanundur: Allahu Teâlâ, kendisine inananları daima böyle sıkıntılarla denemiş, imanlarını olgunlaştırmıştır. Sıkıntılara uğrayanlar takdirin Allah’tan olduğunu görüp sabır ve metanet göstermelidirler. Sabredenler sonunda başarıya ve zafere ulaşacaklardır. Mü’mini hiçbir şey yıldıramaz. Mü’min için hüsran yoktur, her türlü hal ve durumda kârdadır. Ölse şehit, kalsa gazi, sabretse sevap, şükretse nimet ve bolluk…
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetden.
Bilmeyen ne bilsin bizi?
Bilenlere selam olsun!