Neşe Yaşın Biyografisi

Neşe Yaşın Biyografisi

HAKKINDA YAZILANLAR

Rum meclisine Türk aday
Hürriyet 5 Mayıs 2006
Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Adanın ikiye bölünmesinden sonra ilk kez bir Rum partisi, Türk yazar Neşe Yaşını meclise aday gösterdi. Birleşik Demokratlar Partisi EDIden aday olan Yaşın, seçilmesi halinde “barış bakanlığı” kurulmasını isteyecek. 1999da ÖDPden İzmir milletvekili adayı da olan Yaşına Rum medyası ve seçmenler büyük ilgi gösteriyor.

KIBRISın birleşmesi için uzun yıllardır mücadele eden yazar Neşe Yaşın, Rum kesiminde 21 Mayısta yapılacak parlamento seçimlerinin en ilgi çeken adayı oldu. Eski Rum lider Yorgo Vasiliunun onursal başkanlığını yürüttüğü Birleşik Demokratların adayı Yaşın, Rumlar arasında hızla yükselen milliyetçiliğe engel olmak istediğini belirterek, “Kıbrıslı Rumlar ilk kez bir Türke oy verecek” dedi.

Adanın bölünmüşlüğünü protesto ederek 10 yıldır Kıbrıs Rum yönetiminde yaşayan Yaşın, Hürriyetin sorularını yanıtladı ve seçilme şansının düşük olduğunu vurgulayarak, “1960 Kıbrıs anlaşmalarında Türkler Rumların kontenjanından aday olamıyordu. Ancak İbrahim Aziz adlı bir Türkün AİHMye başvurması ile bu kural bozuldu. Ardından EDI lideri Mihalis Papapetru bana milletvekilliği teklifinde bulundu. Kıbrıs tarihinde Rum partisinden aday olan ilk Türküm. Barış isteyen ve Kıbrıslı Türklere karşı en duyarlı parti EDIyi bu yüzden hemen kabul ettim” dedi.

Türk ve Rumlar arasındaki ilişkileri konu alan romanlarıyla tanınan ve şiirleri şarkı haline getirilen Yaşın, Rum medyası ve seçmenlerinden kendisini de şaşırtan bir oranda olumlu tepki aldığını vurguladı. Rum kesiminde 1991deki son parlamento seçimlerinde yüzde 2.6 oy alan EDInin Türk adayı Yaşın, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının yanı sıra, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de KKTC vatandaşlığına da sahip olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

“1999 yılında Özgürlük ve Demokrasi Hareketinden (ÖDP) İzmir milletvekili adayı oldum. KKTCde ise, Yeni Kıbrıs Partisinden milletvekili adayı oldum. Şimdi Rum meclisine girebilmek için EDInin adayıyım. Ben solcu bir adayım. Rum siyasetinin sağ kesiminden de büyük ilgi gördüm. Barış için oy verilmesini istiyorum. Bugüne kadar kaybedenlerden yani küçük partilerden aday oldum çünkü küçük partiler daha cesur oluyor. Burada partiler bakanları belirleyemiyor. Ancak seçilirsem, bir barış bakanlığı kurulmasını isteyeceğim.”

Gülbeyaz Karahasan Biyografisi

Gülbeyaz Karahasan Biyografisi

HAKKINDA YAZILANLAR

PASOK`tan Türk vali adayı
TAKİ BERBERAKİS Atina
Milliyet 6 Mayıs 2006

Yunanistan`da ana muhalefet partisi PASOK`un lideri Yorgo Papandreu, büyük bir sürpriz yaparak, Batı Trakyalı Müslüman Türk azınlığından Bayan Gülbeyaz Karahasan`ı bölge valiliğine aday gösterdi.

Ülkede gelecek ekim ayında yapılacak belediye ve vali seçimleri öncesi siyasi partiler destekledikleri adayları açıklama sürecini başlattı. Bu çerçevede Papandreu dün, PASOK grubundaki konuşmasında, İskeçe-Drama-Kavala illerini içeren bölge valiliği görevi için partisinin Avukat Gülbeyaz Karahasan`ı destekleyeceğini açıkladı. Papandreu, bu kararı ile sembolik olarak,
• Partimizin, farklı medeniyetler ve dinlerin bir arada yaşaması politikasını,
• PASOK`un Batı Trakya`daki azınlık lehinde geçmişteki icraatlarını,
• Hıristiyan ile Müslümanların ilişkilerini ve
• Demokratik Yunanistan`ı simgelediğini savundu.
PASOK üyesi Karahasan, son yıllarda parti içinde etkin çalışmalarıyla dikkati çekiyor. İskeçe`de yaşayan 27 yaşındaki Gülbeyaz Karahasan evli ve bir çocuk annesi.

Vali seçimi

Yunanistan`da il valileri ve bölge valileri seçimle işbaşına geliyor. Ülkede belediye başkanları ve valilerin seçileceği yerel seçimler gelecek ekim ayında yapılacak.

57 ilin 13 bölgeye ayrıldığı Yunanistan`da İçişleri Bakanlığı`nın düzenlemesiyle, her 3 ila 4 ili bir çatı altında bölge olarak üst yönetim olan bölge valiliğine bağlı oluyor.

Avukat Gülbeyaz Karahasan, Müslüman Türk azınlığın yoğun olduğu İskeçe, Kavala ve Drama illerinin birleşmesinden oluşan bölgeye vali olmak için seçim mücadelesi verecek.

Hacı Sadık Bey . Biyografisi

Hacı Sadık Bey . Biyografisi

1870 yılında Arnavutluk`tan İstanbul`a gelip yerleşen dedemiz Hacı Sadık Bey, o yıllarda bozanın sulu kıvamlı ve ekşi lezzetli biçimde 200 kadar Ermeni vatandaş tarafından yapılıp satıldığını görmüştür. Zamanın saraylı ve aristokrat ailelerinin ve bürokratlarının oturduğu Vefa`ya yerleşen Hacı Sadık Bey, bu günkü haliyle sevilen koyu kıvamlı ve hafif ekşi lezzetli Vefa Bozası`nı imal etmiş ve 1876 yılı Eylül ayında Vefa Bozacısı adı ile bozacılığı hem bir meslek hem de bir marka haline getirmiştir.
Hacı Sadık Bey, saray ve çevresinde de rağbet gören bu özel Türk içeceğini oluşturduğu yeni kıvam ve lezzeti koruyabilmek için yıllarca bizzat kendisi imal etmiştir. Daha sonra oğlu İsmail Hakkı Vefa`yı yanına alarak Vefa Bozasının yapımına uyumunu sağladı. Bir yandan Edebiyat Fakültesinde okuyan İsmail Hakkı Vefa, bir yandan da Haliç Tersanesinde makine işleri yapan bir akrabasıyla işbirliği yaparak bozanın makina ile üretimini başarmış ve diğer iş kolu olan üzüm sirkesinin üretimini de arttırmıştır.

Halen, Tarihi Vefa Bozacısı dükkanında Ekim ayından Nisan ayına kadar Boza, Nisan ayından Ekim ayına kadar da kuru üzüm şırası, dondurma ve limonata satışı yapımaya devam etmektedir.

Vefa Bozacısı, bütün aile fertlerinin özveri ile çalışması sonucu bugünlere getirilen ata içeceği Boza geleneğini devam ettirirken, diğer iş kolu olan sirke üretimine, Balzamik Sirke, Nar Ekşisi ve Limon Sosu ürünlerini de ekleyerek faaliyetlerine devam etmektedir.

Dördüncü nesil olarak, sirke üretiminde büyük atılım yapan Vefa Bozacısı A.Ş. Çorlu`da dünyanın en ileri teknolijilerini kullanarak modern bir tesis kurmuştur.

Vefa Bozacısı, çağdaş teknoloji ile müşterilerine en iyi, kaliteli ve yüzyıllık güvene dayalı hizmet vermenin gururunu taşıyan bir firma olarak en kısa zamanda bozayı dünya piyasalarına sunmak üzere çalışmalarını devam ettirmektedir.

127 yıllık başarılarla dolu geçmişinin onurunu taşıyan Vefa Bozacısı ikibinli yıllarda da atılımlarını sürdürmekte ve halkımızın damak zevkini karşılamaya devam etmektedir.

Vefa Bozacısı, Gıda Maddeleri San.Tic.A.Ş.
Vefa, Katip Çelebi Cad. No:104/1
34470 İstanbul-Türkiye
Tel:+90 212 519 49 22 Fax: +90 212 512 90 54
Mail: vefa@vefa.com.tr

İsmail Hakkı Vefa Biyografisi

İsmail Hakkı Vefa Biyografisi

1870 yılında Arnavutluk`tan İstanbul`a gelip yerleşen dedemiz Hacı Sadık Bey, o yıllarda bozanın sulu kıvamlı ve ekşi lezzetli biçimde 200 kadar Ermeni vatandaş tarafından yapılıp satıldığını görmüştür. Zamanın saraylı ve aristokrat ailelerinin ve bürokratlarının oturduğu Vefa`ya yerleşen Hacı Sadık Bey, bu günkü haliyle sevilen koyu kıvamlı ve hafif ekşi lezzetli Vefa Bozası`nı imal etmiş ve 1876 yılı Eylül ayında Vefa Bozacısı adı ile bozacılığı hem bir meslek hem de bir marka haline getirmiştir.
Hacı Sadık Bey, saray ve çevresinde de rağbet gören bu özel Türk içeceğini oluşturduğu yeni kıvam ve lezzeti koruyabilmek için yıllarca bizzat kendisi imal etmiştir. Daha sonra oğlu İsmail Hakkı Vefa`yı yanına alarak Vefa Bozasının yapımına uyumunu sağladı. Bir yandan Edebiyat Fakültesinde okuyan İsmail Hakkı Vefa, bir yandan da Haliç Tersanesinde makine işleri yapan bir akrabasıyla işbirliği yaparak bozanın makina ile üretimini başarmış ve diğer iş kolu olan üzüm sirkesinin üretimini de arttırmıştır.

Halen, Tarihi Vefa Bozacısı dükkanında Ekim ayından Nisan ayına kadar Boza, Nisan ayından Ekim ayına kadar da kuru üzüm şırası, dondurma ve limonata satışı yapımaya devam etmektedir.

Vefa Bozacısı, bütün aile fertlerinin özveri ile çalışması sonucu bugünlere getirilen ata içeceği Boza geleneğini devam ettirirken, diğer iş kolu olan sirke üretimine, Balzamik Sirke, Nar Ekşisi ve Limon Sosu ürünlerini de ekleyerek faaliyetlerine devam etmektedir.

Dördüncü nesil olarak, sirke üretiminde büyük atılım yapan Vefa Bozacısı A.Ş. Çorlu`da dünyanın en ileri teknolijilerini kullanarak modern bir tesis kurmuştur.

Vefa Bozacısı, çağdaş teknoloji ile müşterilerine en iyi, kaliteli ve yüzyıllık güvene dayalı hizmet vermenin gururunu taşıyan bir firma olarak en kısa zamanda bozayı dünya piyasalarına sunmak üzere çalışmalarını devam ettirmektedir.

127 yıllık başarılarla dolu geçmişinin onurunu taşıyan Vefa Bozacısı ikibinli yıllarda da atılımlarını sürdürmekte ve halkımızın damak zevkini karşılamaya devam etmektedir.

Vefa Bozacısı, Gıda Maddeleri San.Tic.A.Ş.
Vefa, Katip Çelebi Cad. No:104/1
34470 İstanbul-Türkiye
Tel:+90 212 519 49 22 Fax: +90 212 512 90 54
Mail: vefa@vefa.com.tr

Hacı Bekir . Biyografisi

Hacı Bekir . Biyografisi

Osmanlı ve Türk şekercilik zenaatında menkıbeleşmiş Hacı Bekir ismi, günümüze kadar şekercilik ekolü sembolü olarak devam edegelmiştir.

Kastamonu`nun Araç ilçesinden İstanbul`a gelerek 1777 yılında Bahçekapı`da açtığı küçük şekerci dükkanında, lokum, akide vb. şekerlemeleri bizzat imal edib satmaya başladı. Önceleri “Araçlı Şekerci”, Hacca gittikten sonra da “Hacı Bekir” adıyla anıldı. Bekir Efendi`nin açtığı ilk dükkan, günümüzde Ali Muhiddin Hacı Bekir Şekercilik A.Ş.`nin Bahçekapı`daki satış yeri olup, İstanbul`da iki asırdan bu yana aynı hizmeti gören yegane dükkandır. Dünyada bile emsaline zor rastlanan bu özellik İstanbul ve hatta ülkemiz için ayrıca zikre değer. Türkiye`de 16. yy`da başlayan şekerleme imalatında tatlandırıcı olarak bal, pekmez, su bağlayıcı, doku yapıcı olarak da un kullanılmakta idi. 18. yy sonlarında Avrupa`da kurulan rafinelerde üretilen şekerin, o günlerin ismiyle “Kelle Şekeri” olarak Türkiye`ye gelmesiyle, şekerci Hacı Bekir, bu şekeri havanlarda dövüp eriterek, gül, tarçın vb. tabii aroma ve boyalarla pişirip akide şekeri imalatını geliştirmiştir. Ayrıca 1811`de bir Alman bilgini tarafından bulunan nişastayı un yerine kullanarak, şeker ve nişasta terkibi ile bugünkü nefasetteki lokum imalatını gerçekleştirmiştir.

Bahçekapı, Eminönü, İstanbul`u Avrupa`ya bağlayan Sirkeci Garı ile Galata Köprüsü ayağı ile bağlantı yeri olarak Sultanhamam, Mısır Çarşısı, balık pazarı, Tahtakale gibi ticari hayatın damarları ve bürokrasisinin beyni Bab-ı Ali`nin (sadrazamlık) hemen dibinden çok eskilerden beri İstanbul`un önemli bir ticaret semtidir.

Bahçekapı`da Şekerci Bekir Efendi`nin (Şekerci Hacı Bekir) 1777`de bir göz olarak açtığı ve arka bölmesinde bulunan ocakta imalat yaptığı şekerci dükkanı zamanla büyütülerek 33 m²`lik ilk bölümü ve bilahara yanındaki aktariye dükkanının eklenmesi ile günümüzdeki 88 m²`lik dükkan haline gelmiştir.

1777`den bu yana Hacı Bekir ailesince beş nesildir şekerci dükkanı olarak kullanılmaktadır.

GENEL MÜDÜRLÜK
İstiklal Cad. No.127 / 6 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel. 212 245 13 75 - 76
Fax. 212 252 33 50
e-mail : hacibekir@hacibekir.com.tr
internet: www.hacibekir.com.tr

PARMAKKAPI
İstiklal Cad. No. 129 34433 Beyoğlu / İstanbul
Tel. 212 244 28 04

EMİNÖNÜ
Hamidiye Cad. No.83 34110 Eminönü / İstanbul
Tel. 212 522 06 66

BAHÇEKAPI
Hamidiye Cad. No. 81 34110 Bahçekapı / İstanbul
Tel. 212 522 85 43
Fax. 212 513 04 19

HAKKINDA YAZILANLAR

Akide şekeri tadında şirketler!
Zafer Özcan
z.ozcan@aksiyon.com.tr
Aksiyon Sayı: 670 - 08.10.2007

Hacı Bekir, Cafer Erol, Cemilzade, Koska… Meğer onlarla ilgili bilmediğimiz ne çok şey varmış! Şeker Bayramı öncesi, Türkiyenin bu en köklü şirketlerinin tatlı hikâyesi… Yeni kuşak yöneticilerin dilinden…

İlginç vitrin düzenlemesi, şekerci dükkânını bir mücevherat mağazasına çevirmiş âdeta. Özenle hazırlanmış kutular, içlerindeki badem şekerleri kadar çekici görünüyor. Çeşit çeşit reçellere geleneksel tatlılar eşlik ediyor. En favorileri ise Osmanlı tulumbası ve Fatih sarması kuşkusuz. Vitrini bırakıp içerde girdiğinizde hummalı bir çalışmanın ortasına düşüyorsunuz. Tezgâhtarlar bir yandan müşterinin taleplerine yetişmeye çalışırken, diğer yandan hediye paketleriyle uğraşıyor. Arka tarafa geçtiğinizde ise akide şekeri pişiren ustalar karşılıyor sizi. Deneyimli iki usta, karşılıklı çekerek uzattıkları sıcak şekere son halini veriyor. Birazdan, özel makaslarla kesilip vitrindeki yerini alacak, yeniçeri şekeri diye de bilinen akideler…

Bayram öncesi yoğun mesaisini anlattığımız bu işyeri, Kadıköyün asırlık şekercisi Cafer Erol. 200üncü yıldönümünü kutluyor bu sene. Markaya ismini veren Cafer Erol, Eminönü Tahtakalede başlıyor şeker imalatına. Yaklaşık bir asırlık şekercilik macerasına, Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla ara veriyor. İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle, Mehmet Erol şekerciyi tekrar faaliyete geçiriyor. Şimdi işin başında Nurtekin Erol ve iki çocuğu var. Tahtakalede başlayan Cafer Erol, artık Kadıköy Çarşısının sembollerinden.

PATRON USTALIK BİLMEZSE OLMAZ!

Nurtekin Bey, daha sorulara bile geçmeden, Bu meslek işçilerle yürümüyor; patron ustalık biliyorsa ancak öyle yürür. diyerek giriyor söze. Ustalık ise maharet istiyor elbette; ama meşakkati de unutmamak lazım. Pişirmeyi, sıcağı sevmeyi, bu işin çilesinden keyif almayı da gerektiriyor. Kendisi bu işin ustalarından. Hâlâ fırına gidip şeker hazırladığını söylüyor Nurtekin Erol. Ustalarını da bizzat kendi yetiştirmiş. Şekerciliğin bir özelliği de bu zaten. Dışarıdan usta yetişmiyor. Meslek nesilden nesile devam edecekse, şekerci kendi ustalarını yetiştirmek zorunda. Erol ise günümüzde bu işi sevecek usta adayları bulamamaktan şikayetçi: Herkes daha kolay olan garsonluğu tercih ediyor. Hizmet sektöründe çalışmak daha avantajlı. Orada hem bahşiş fazla, hem iş daha kolay.

Xxxxxxxx

Türkiye ekonomisinin lokomotifini oluşturan aile şirketleri, çoğu zaman, kurucularından ömründen daha fazla yaşamıyor. İşin ilginç yanı, Türkiyeye Osmanlıdan miras kalan şirketlerin önemli bölümünün gıda ve tatlı sektöründen olması. Ülkemizdeki en eski şekerci, Ali Muhittin Hacı Bekir. Kastamonunun, şekercileri ve tatlıcıları ile ünlü Araç ilçesinden 1777 yılında İstanbula gelerek Bahçekapıda bir şekerci dükkânı açan Hacı Bekir Efendinin mütevazı işini, bugün torunları uluslararası bir markaya dönüştürmüş durumda. Halen dünyadaki en önemli Türk gıda markalarından olan Türk Lokumunu (Turkish Delight) Avrupayla ilk tanıştıran da yine Hacı Bekir Efendidir. Hacı Bekir aynı zamanda Türkiyedeki en eski işletme unvanına da sahip. Sultan Birinci Abdülhamit zamanında sarayın şekercibaşısı sıfatıyla taltif edilen Hacı Bekir, üretimini bir süre sarayda sürdürür. 230 yıllık firmanın ilk üretim ve satışa başladığı Bahçekapıdaki yer, bugün hâlâ Hacı Bekir lezzetlerini tüketiciyle buluşturmaya devam ediyor.

Şekerci denince akla gelen diğer kurum ise Cemilzade. Onun kurucusu, tarihe şekerci, bestekâr, hafız ve udi olarak geçen Cemil Bey. 16 yaşında, musiki eğitimi aldığı bir dönemde, ilk şekerci dükkânını İstanbul Şehzadebaşında açan Cemil Beyin 1883te kurduğu müessese, bugün 124ncü yılını kutluyor. İstanbuldan Mısıra göç ederek mesleğini orada sürdüren Udi Cemil Beyin bu tercihinin gerekçesini şirketin günümüzdeki temsilcisi Fatma Cemiloğlu aktarıyor: Cemil Bey hem sarayda müzik hocalığı, hem de Şehzadebaşında şekercilik yapmaktadır. Sultan II. Abdülhamitin benim sanatçım zanaatla uğraşmasın demesi üzerine kırılır ve Mısıra göç eder. Orada hem udilik hem de şekercilik yapan Cemil Beyin vefatından sonra bu işi kardeşi ve benim kayınpederim Mehmet Ali Bey devam ettirir. Cemilzadede imalatın başında Mehmet Ali Beyin oğlu, Satvet Cemiloğlu bulunuyor, hem patron hem de usta sıfatıyla.
xx

Yüzüncü yılını kutlayan Koska Helvacısının merkezi ise Denizli. Hacı Emin Beyin 1907 yılında açtığı Helvacı dükkânı, onun ölümüyle oğlu Adile kalır. Diğerlerinde olduğu gibi onların hikâyesinde de araya Birinci Dünya Savaşı girer. Adil Bey tam 8 yıl aralıksız askerlik yapar Ortadoğuda. Şamda bulunduğu dönem, onun ve torunlarının hayatını değiştirecek bir fırsatı çıkarır karşısına. Tatlılarıyla ünlü bu şehirde, akşam karargâhtan çıktıktan sonra, Şam baklavası, Şam tatlısı gibi ürünleri olan büyük bir dükkânda hiç ücret almadan çalışmaya başlar. Burada dünyada yalnızca birkaç kişinin bildiği tatlı tariflerini öğrenir. Askerlik dönüşü öğrendiklerini ticarete dökmek isteyen Adil Bey, önce Manisa Kulaya ardından ise İstanbula gelir. Şekerci dükkânının ismi, açıldığı semt ile aynı adı taşımaktadır: Koska.

Koska Helvacısı bugün günlük 50 tonluk kapasitesiyle, 43 ülkeye ihracat yapıyor. Şirketin başında üçüncü kuşağın temsilcisi Nevzat Dindar var. Nevzat Bey, aynı zamanda bir gurme ve helva ustası. Baklava hariç bütün tatlıları yapabiliyor. Hâlâ her sabah erkenden gelip üretimi kontrol ediyor. Yeni çıkan helvaların tadımını yapmak da onun görevi. Kendi çocuklarına da tatlı yapımını öğretmiş. Mutfağa girmeseler de, nasıl yapılacağını bilmeleri önemli, en azından ustaları denetlemek için diyor. Şekercilerde olduğu gibi helvacılıkta da ustalık önemini koruyor. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bu işin ustalığının bitmeyeceğini belirten Dindar, ustalarını çıraklıktan itibaren kendilerinin yetiştirdiğini söylüyor.

HELVA, BİR TÜRK İCADI

Yeni neslin popüler tatlılarından olmasa da helvanın Türk toplumunda önemli bir yeri var. En önemlisi de bir Türk icadı olması. Helvacıların piri, Osmanlının ilk dönemlerinde yaşamış Hasan Basri Usta. 600 sene evvel ilk helvayı yapan bu ustanın bir resmi, bugünün Koska helvalarının ambalajını süslüyor aynı zamanda. Helvanın bir özelliği de, soğuk ülkelerde fazla tüketilmesi. Özellikle kış aylarının tatlısı olarak bilindiğinden olsa gerek Koskanın en önemli müşterileri Rusya ve Polonya. Buna rağmen Ortadoğuda da önemli bir pazar olduğunu söylüyor Nevzat Dindar. İsraile gönderilen helvalar ise Koşer belgeli. Türkiyede helal gıda standartlarının belirlenmesiyle buna da hemen uyum sağlayabileceklerini belirtiyor deneyimli iş adamı.

Helvanın en önemli özelliklerinden biri de, daha çok bir fakir veya orta sınıf tatlısı olması. Anadoluda ekmeğin arasına katık yapılarak yenmesi bunun göstergesi. Nevzat Dindar, fazla bilinmeyen bir özelliğe daha dikkati çekiyor: Helvayı balıktan sonra yemek lazım, balığı öldürür, diriltmez. Ayrıca çok besleyicidir. 100 gramında 560 kalori var ve demir bakımından çok zengin bir tatlı. Helvada bu kadar birikim yaptıktan sonra Koskaya özel çeşitlerin olması da kaçınılmaz elbette. Kandil Helvası mesela… Kandil geceleri için üretilen bu helva çeşidinin tadı da kendi gibi özel.

Xx

GELENEKSEL USULLE ÜRETİME DEVAM

Denizlide başlayan baba mesleğini bugün modern tekniklerle sürdüren ve dünyaya açılan Koskanın aksine, tarihî şekerciler butik üretimde ısrarlı. Cafer Erol ile Cemilzade, kalite ve lezzeti koruma adına bölgesel kalmayı tercih ediyor. Onları yurtdışına taşıyan ise müşterileri. Fatma Cemiloğlu, ihracat yapmamalarına rağmen ürünlerinin yüzde 70inin, müşteriler tarafından hediye paketi yapılarak ülke dışına gönderildiğini söylüyor. Nurtekin Erol ise yurtdışına gidecek hediye paketleri için özel tasarımlı kutular hazırladıklarını belirterek, Oğlum grafik tasarım okudu ve bilgisini şeker kutularının tasarımında kullanıyor. Tarihî şekerci olunca sunum büyük önem kazanıyor haliyle diyor.

FARKLARI, SIRA DIŞI LEZZET

Teknoloji hızla gelişiyor; artık birçok işi makineler yapıyor. Fazla zahmete katlanmadan çok büyük ölçekli üretim mümkün. Buna rağmen tarihî şekerciler geleneği korumaya özen gösteriyor. Üretim hâlâ günlük yapılıyor. 100 kiloluk kazanlar yerine lokum pişirmek için 15-20 kiloluk kazanlar tercih ediliyor. En büyük kaygıları lezzeti tutturmak. 100 kiloluk kazanda bunun mümkün olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Fatma Cemiloğlu, Bizdeki pişirme sürelerinde dakikalar bile önemlidir. Lokum eğer 1 saat 4 dakika kaynayacaksa, tam o kadar sürer bu işlem, ne eksik ne de fazla diyor. Nurtekin Erol ise günlük imalata bir madde daha ekleyerek, bütün ürünleri en iyi yetiştiği bölgelerden aldıklarını söylüyor. Mesela şeker için Eskişehir ve Kütahya, Antep fıstığı için Gaziantep, fındık için Giresun, vişne için Kütahya, ayva için Eşme, susam için de Ceyhan ve Fethiye, özellikle tercih ettikleri bölgeler.

Peki, bu kadar özen ve ekstra masrafla piyasada nasıl rekabet edilecek? Özel üretimin, özel de müşterisi oluyor haliyle. Bu gibi firmaların yıllardır devam eden, hatta nesilden nesile geçen müşterileri var. Bu sebepten olsa gerek, Fatma Cemiloğlu kendilerinden alışveriş yapanları müşteri değil, Cemilzade dostları diye tanımlıyor. Ticaret yaparken, bu işin kültürel ve geleneksel boyutunu da korumak istediklerini vurguluyor: Cemilzade büyük bir şirket değil; ama ona marka değerini kazandıran büyük olması değil, tadı ve geleneği. Marka bir güven duygusudur. Hijyeni, estetiği, hammaddeyi satın alabilirsiniz; ama güveni satın alamazsınız. İnsanlar da zaten buna geliyor. Cemilzade dostlarını hayal kırıklığına uğratmamak, bizim birinci görevimiz. Cemilzade dostlarını hayal kırıklığına uğratmak o kadar kolay değil zaten. Şirketin birçok açılımına, nereye yeni şube açılacağına, hangi şubelerin yaşaması gerektiğine bile kendilerinin karar verdiğini söylüyor Cemiloğlu. Hatta gerekirse aralarında imza bile toplayarak, alacakları kararlara yön verebildiklerini öğreniyoruz.

Nurtekin Erol ise geleneksel üretimle piyasada ayakta kalmanın sırrını, her yerde bulamayacakları bir lezzeti insanlara sunmak olarak açıklıyor: Eğer malımız kaliteli olmasa, titiz olmasak belki rekabet edemeyiz ama her yerde olmayan bir lezzeti verirseniz ayakta kalabiliyorsunuz. Üretim maliyetlerini düşürmek için kötü mal kullansak ayakta kalamayız. Bizim bir farkımız olmalı.

Tarihî şekerciler içinde hem geleneğini koruyan, hem de dışa açılmakta ısrar eden tek kuruluşun Hacı Bekir olduğunu vurgulamak gerekiyor. Onu diğerlerinden ayıran ihracatçı yönü ve uluslararası bir marka olması. Şirketin günümüzdeki temsilcisi, Hacı Bekirin torunu Ali Muhittin Hacı Bekirin damadı Doğan Şahin. Ona göre şirket bir yandan geleneği korurken, diğer yandan dış pazarlara açılıyor. Alaturka şekerciliğin sırrı ise mutfak sistemi.

Şahin, bu sistemde modernize edilenin pişirme sistemi olduğunu vurguluyor: Bu sistemde büyük ve zamana göre depolama yoktur. Esasında taze imalat pahalıdır. Günümüzde modernize edilen, pişirme sistemidir. Eski ustalar gelir, kızgın ateşin odunlarının üzerinde lokumu kol gücüyle karıştırır, her safhasında lokumun jel olmasına bakar. Zaman içerisinde bu metodlar da kendi kendisini yeniledi. Ama bu, çok pahalı bir şey. Düşünün, bir usta bulacaksınız, pehlivan gibi adam, o kazanı iki buçuk saat durmadan karıştıracak. Şimdi ustanın yerine mekanik bir karıştırıcı geldi, odun alevinin yerine brülörle ısıtma aldı. Ustalık yok olmadı, sadece yükü azaldı.

Doğan Şahin, teknolojiden faydalanmanın lezzetten fedakârlık anlamına gelmediğini, sadece günümüz tekniklerine uyum sağladıklarını söylüyor: Aynı işi ustanın yerini makine de halledebiliyorsa, makine de bir tür ustadır benim için.

ŞEKERCİLERİN PÎRİ MEHMET AĞA

Tarihî serüvene bakıldığında İstanbulun her dönem şekercileriyle ünlü bir şehir olduğunu ve bu yönüyle Batılı gezginlerin de büyük ilgisini çektiğini söylemek mümkün. İşin ilginç yanı ise bu şekercilerin önemli bölümünün Anadoludan gelerek bu mesleği İstanbulda icra etmeleri. Hacıbekirin memleketi Kastamonu Araçtan bahsettik; ama Çankırıyı da unutmamak lazım. Özellikle de Çankırılı ünlü şekerci Mehmet Ağayı. 1870li yıllarda 14 yaşındayken İstanbula gelen ve şekerci çırağı olarak sektöre giren Mehmet Ağa, günümüz şekercilerinin piri kabul edilen isimlerden. Onun 1930lara kadar devam eden şekerci dükkânının günümüzdeki akıbeti ise bilinmiyor. Şekercilerden bahsetmişken İzmirli Ali Galipi de atlamak olmaz elbette. 1901den bu yana faaliyetine devam eden Ali Galip şekercisi halen İzmirin farklı noktalarında müşterilerine hizmet vermeye devam ediyor.

YENİÇERİNİN GÖZDESİ AKİDE

Tarihî şekercilerle konuşunca, tarihî şekerlerden de bahsetmek gerekiyor elbette. Bunlar, artık her yerde bulunmayan, baklavanın gölgesinde kalmış lezzetler. Onlarda önceliği, yeni neslin neredeyse hiç bilmediği akide şekerine vermek gerekir. Dünyada akide şekerinin tek üretildiği yer Türkiye. İlk üretim ise Osmanlı döneminde gerçekleşiyor.

Akidenin ilk üretimiyle ilgili, birbirine benzeyen iki farklı hikâyeden bahsediliyor. Padişahın verdiği maaşlardan memnun kalan yeniçeriler, akideyi kazanlarla kaynatır ve padişaha sunarmış. Ne kadar çok farklı çeşit kaynatılırsa senden o kadar memnunuz anlamına gelirmiş.

İkinci hikâye ise bu şekerin adını akid (anlaşma) kelimesinden aldığı yönünde. Ulufe günü yeniçerilere maaşları dağıtılır ve sarayda yemek verilirmiş. Burada sadrazam önce yeniçerinin yemeğinden tadar, sonra da onlara şeker ikram edermiş. Askerin durumdan memnun olduğu ve artık ayaklanma olmayacağı anlamına gelen bu tören iki tarafı da rahatlattığı için bu törendeki şekere akid denmiş, daha sonra da bağlılık anlamına gelen akide şekeri adı verilmiş. Akideyi ilk kez ticaretin bir unsuru haline getiren ise 1777de şekerciliğe başlayan Hacı Bekir Efendi. Akide aslında şeker ve su karışımı bir şeker; ama işlenmesi son derece zor. Üretilmesi ciddi ustalık istiyor. Akide şekeri dışında tarihî şekercilerin diğer gözde ürünleri, Osmanlı döneminin meşhur tatlıları Osmanlı tulumbası, Fatih sarması, lokum çeşitleri ve badem şekeri.

Kurukahveci Mehmet Efendi . Biyografisi

Kurukahveci Mehmet Efendi . Biyografisi

19. yüzyıl sonlarına kadar Türk Kahvesi, çiğ çekirdek olarak satılıyor ve evlerdeki kahve tavalarında kavrulduktan sonra el değirmenlerinde çekilerek içilebiliyordu. Bu durum; Hasan Efendi`nin işlettiği baharat ve çiğ kahve satan dükkânın, oğlu Mehmet Efendi tarafından devralınmasına kadar sürdü.

1857`de İstanbul Fatih`te doğan Mehmet Efendi, Süleymaniye Medresesi`nde eğitim gördükten sonra babasının dükkânında çalışmaya başladı. 1871 yılında işin başına geçen Mehmet Efendi, çiğ kahveyi kavurup dibeklerde öğüterek müşterilerine hazır olarak satmaya başladı. Böylece İstanbul Tahmis Sokakta taze kavrulmuş, mis gibi kahvenin kokusu da çevreye yayıldı. Kahveyi öğüterek ilk kez hazır olarak kahveseverlere sunan Mehmet Efendi, bu yenilik ve müşterilerine sağladığı kolaylıkla kısa sürede tanınarak “Kurukahveci Mehmet Efendi” diye anılmaya başlandı.

1931 yılında vefat eden Mehmet Efendi`nin ardından oğulları Hasan Selahattin, Hulusi ve Ahmet Rıza Beyler baba mesleğini sürdürdüler.

Aile 1934 yılında “Kurukahveci” soyadını aldı. Mehmet Efendi`nin vefatından sonra ailenin en büyüğü Hasan Selahattin (1897-1944) yurtdışının önemini kavrayarak uluslararası etkinliklere katılmaya karar verdi. Böylece Türk Kahvesini yurtiçine olduğu kadar yurtdışına da pazarlayarak tanıtmaya başladı.

Hulusi Bey (1904-1934) dönemin gelişen teknolojisini göz ardı etmeyerek toplu üretimi gerçekleştirdi. Ayrıca; İstanbul Tahmis sokaktaki dükkânın yerine, dönemin ünlü mimarı Zühtü Başar`a günümüzde de kullanılmakta olan “art deco” tarzında bir bina inşa ettirdi. Yine bu dönemde kahve, parşömenli kâğıt paketlere konularak şehir içindeki bakkallara otomobil ile dağıtılmaya başlandı. Böylece Türkiye`de bir ilk daha gerçekleştirilmişti. İstiklal Caddesi`nde de bir şube açıldı.

1871 yılından bu yana, kahve üretimine bir sanat gibi yaklaşan Kurukahveci Mehmet Efendi; bu zanaatı beraberindeki ustalık, bilgi, tecrübe ve inceliklerle babadan oğula ustadan çırağa aktarmaya devam ediyor.

Türklerin dünyaya armağan ettiği Türk Kahvesini, gelecek nesillerle de buluşturma bilincini taşıyan firma, kahveseverlere her yudumda aynı kalite ve keyfi ulaştırmayı amaçlıyor.

Genç yaşta hayata veda eden Hulusi Bey`in ardından yönetimi, yurtdışında eğitim görmüş olan en küçük kardeş Ahmet Rıza Kurukahveci devraldı. Ahmet Bey`in dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyor olması, onu reklama ve firmayı çağdaşlaştırma yönünde adımlar atmaya yöneltti. 1933 yılında, dönemin usta grafikeri İhap Hulusi Bey`e bir amblem çizdirtti. Bu amblem günümüzde de kullanılmaktadır. Ayrıca o yıllarda büyük yenilik olarak tanımlanan afiş ve takvim çalışmaları ile firmanın reklamları yaygınlaştırıldı. Özel arabalarla yurtiçinde kahve dağıtımı da bu dönemde başladı. Galatasaray Sahne Sokakta bir şube açıldı.

Bugün Kurukahveci`nin yönetiminde olan Mehmet Efendi`nin torunları; Ahmet Rıza Kurukahveci`nin vefatından sonra yönetimi devraldılar. Mehmet Efendi`nin kahve öğüttüğü dibekleri bir asır sonra geliştirdiler ve ortaya yeni kahve makineleri çıktı. 1871 yılında Tahmis sokakta faaliyete başlayan işletme, bugün tüm dünyaya hizmet veriyor.

TAHMİS SOKAK 66 EMİNÖNÜ 34116 İSTANBUL
TEL: (0212) 511 42 62-63
FAKS: (0212) 511 13 11
mehmetefendi@mehmetefendi.com

Aydın Geylani Biyografisi

Aydın Geylani Biyografisi

HAKKINDA YAZILANLAR

1 Ocak Çarşamba
Güngör Uras,
Milliyet 1 Ocak 2003

Bizim kuşak için yeni yıl demek, duvar takvimi ile cep takvimi demekti. Bizim kuşakta yeni yılın simgesi bunlardı. Yeni yıl girmeden Saatli Maarif Takvimi satın alınır, duvara asılır, yeni yılın birinci gününe ait yaprak açılarak yeni yıl beklenirdi. Babalarımız ise cep takvimi satın alır, günün önemli olaylarını, ceplerine giren, çıkan parayı bu küçük defterlere kaydederlerdi.

Derken, bankalar müşterilerine cep takvimi veya o zamanın anlatımıyla “cep ajandası” dağıtmaya başladı. Değişik ticari kuruluşlar, önce Saatli Maaarif Takvimi benzeri çok yapraklı, sonra daha az yapraklı resimli duvar takvimleri bastırır oldu.

Reklam ve tanıtım için ücretsiz dağıtılan duvar takvimleri ve cep ajandaları, ticari takvim piyasasını öldürdü. Ayakta kalan ve bugün duvar takvimi, cep takvimi ve masa takvimi yayınını düzenli olarak sürdüren üç büyük kuruluş var.

İstanbul Maarif Kitaphanesi, Saatli Maarif Takviminin yayınını sürdürüyor. Kanaat Yayınevi, Takvimi Ragıp Cep Ajandasını yayımlıyor. Afitap Kitapevi, Ece Ajandasını bastırıyor.

Takvimi Ragıp Cem Ajandasını bundan 80 yıl önce Ragıp Uluğ yayımlamaya başlamış. Oğlu Turgut, onun oğlu İlyas, onun oğulları Yakup ve Aslan yayını devam ettirmiş. Onlar da ölmüş. Ama aile, Takvimi Ragıp yayınını sürdürüyor. İçinde çok geniş bilgiler bulunan bu cep takvimi, Anadoluda hala büyük ilgi görüyor. Büyük şehirlerde yaşayanlar ise Takvimi Ragıpı unutmuş durumda.

Ece Ajandasının özelliği farklı boyutlarda bir masa üstü takvimi olması. Bu nedenle ticari işletmelerde kullanılıyor. İşletme sayısı arttıkça, Ece Ajandasına talep de artıyor.

Saatli Maarif Takvimi ise, hala Türk evlerinin demirbaşı. Annelerinin, babalarının evinde Saatli Maarif Takvimini görerek ona alışan yeni kuşak da Saatli Maarif Takvimi kullanmaya devam ediyor. Çok kişi bu duvar takvimini duvarına asmasa da evinin bir köşesinde bulundurarak, yaşanan günü ve gelecek günleri takvim yapraklarındaki bilgilerden izlemeye çalışıyor.

Saatli Maarif Takvimi kullananlar, bu takvimin hava durumu tahminlerinin, meteoroloji tahminlerinden daha doğru olduğuna inanır. Ailenen her ferdi Saatli Maarif Takviminin yaprağında kendilerine göre okunacak, bilgi alınacak, yararlanılacak bir şey bulur. Dini, milli günler, namaz saatleri, güneşin, ayın hareketi, mevsimler bu takvimin yaprağından izlenir. Arka sayfasında küçük bir şiir, günün tarihi, yemek listesi ile faydalı bilgiler, ilgiyle okunur.

Saatli Maarif Takvimini yayımlayan, İstanbul Maarif Kitaphanesi ve Matbaasını, 1860 yılında Hacı Kasım Efendi kurmuş. Ve bu takvimi yayımlamaya başlamış. Hacı Kasımın oğlu Naci Kasım Harf Devriminden sonra Atatürk için yazılan ilk kitabı yayımlamış. Bu kitabın adı “Atatürkün Altın Kitabı” imiş. Saatli Maarif Takvimi, 1931 yılından bu yana, Latin harfleriyle basılıyormuş. Bugün müessesenin başında Naci Kasımın küçük kızı Aydın Geylani Hanım bulunuyor. Aydın Geylani, eşi Muhsin Geylani ve oğulları Ahmet ile Saatli Maarif Takviminin yayınını sürdürüyor.